Yazar Pınar Sönmez: Bağımsız Kitapçılar Âlâ Bir Adadır, Kimliktir, Çağrıdır

OKUYAY Platformu’nun hazırladığı Dört Yanımız Kitap’ta yazarlar eşliğinde Kadıköy kitapçıları, Kadıköy sahafları ziyaret edilmeye devam ediliyor.

Yazar Pınar Sönmez
Yazar Pınar Sönmez
Kadıköy kitapçı ve sahaflarını bu hafta yazar ve avukat Pınar Sönmez ile turladık, yol boyunca karşılaştığımız, selamlaştığımız, raflarını eşelediğimiz kültür adacıklarında nefeslenirken okurunu yaratan, okuruyla yaşayan kişisel tarihimizin kitabevlerini andık.

Bağımsız kitapçının okurluk ve yazarlık dünyandaki karşılığını merak ediyorum.

“Latincede keşfetmenin ve bulmanın karşılığı aynıdır,” bilgisini vurguluyor Borges, Buenos Aires konuşmalarında. Bağımsız kitapçının bendeki duygusu işte bu: Keşif. Borges’in bellek kitaplığından bağımsız kitapçılara… Üniversitedeyken Tepebaşı Tüyap’ta Can Yayınları standında Erdal Öz’ün değerli hatrıyla çalışırdım. Teyzem Nurten Sönmezcan Can Yayınları’nın bağımsız yirmi yıllık düzeltmeniydi. Yayınevindeki her kitabı bilirdim. On gün çepeçevre kitapla, yazın kainatıyla dolu dolu yaşarken aldığım keyifli doygunluk neyse, bağımsız kitapçıdaki yalın sevinç de odur benim için. Ursula K. Leguin’e soruyorlar: “Nasıl yaratıyorsunuz dünyaları?” “Yaratmıyorum, buluyorum,” diyor. Yazmak ya da okumak, yepyeni bir kitap bulmanın ayak basılmadık bir ormana girmekle eşdeğer hissi. Bilmediğim, gezmek için sabırsızlandığım bir soluk, yeni kitap. İşte bağımsız kitapçının bende uyandırdığı kitabı fark etme, merak ve kavuşma diyarı. Seçilmiş kitaplar olmaları güçlü bir filtreden geçmeleri demek. Belki hukukçu deyimiyle “hayatın olağan akışı”nda hiç aklıma gelmeyecek bir kitapla karşılaşmak gerçek bir heyecan.

Kadıköy kitapçılarının hem okurluğunda, hem de yazarlık serüveninde özel bir yerde olduğunu vurguluyorsun hep.

Doğru. Kaybolduğunuzda kendi dünyanızı bulursunuz, bu nedenle isterim ki kaybolun Kadıköy kitapçılarında. Konda’nın Bağımsız Kitabevleri Araştırma Raporu’nda da kimi bağımsız kitapçıların sahaflıktan geldiği belirtiliyor. Kadıköy deyince Mephisto’ya, İmge’ye, istediği kadar hukuk kitabevi olsun Legal’e, vakti zamanının Penguen’ine, Moda Sineması’nın alt katına, adım adım sahaflara ve tüm bu kitapçılardaki coşkulu mutluluğuma sevgiyle ulaşıyorum. Sonra bakıyorum, ilk öykü kitabımda yer alan Bregovic’in Sırım Gibi Bacakları’nın bir sahnesi tam burada geçiyor: “Fakülte Kadıköy’e yakın olduğundan bu labirentvari semtin her yerini biliyorum. Onu yolun sonundaki pasajın alt katına götürmek en iyisi…” “İşte bunu görmelisin sevgili okur,” dediği için var o kitapçı. Benimle aynı yörüngede olduğu için, ilgimi bildiği ve bu ilgiyi körüklediği için bana katkı sağlıyor. Kadıköy’e ısrarla yakıştırdığım labirent vurgusunun köşebaşları kitapçılar. Kitaplarımın arasında kaybolup kendini bulmanın mecrası, macerası.

Okuma kültürünün define adaları olarak nitelendiriyorsun kitapçıları, sahafları.

Elbette. Okuma kültürünün define adaları denilebilecek kitapçılarda okurla buluşmaların daha çok olması arzu edilir. Yüz yüzelik, sohbet, hem yazarı hem okuru besleyebilir. Okuma ve yazma isteğini körükler. Zihnin canlılığıdır. Bu sene, Aras Yayıncılık’ın salonunda Yazım Kılavuzu’nun düzenlediği, Aşk, Yaratıcılık ve Yasa odağında sevgili Şeniz Baş ve Pınar Akseki ile yaptığımız söyleşi de sımsıcaktı, verimliydi. Söz konusu söyleşide belirttiğim mevzu bağımsız kitapçılar için de geçerli, kültür sanatta vergi oranlarının düşürülmesi hakkaniyet gereğidir ve kültür politikamızın parçası olmalıdır. Hele pandemide… Aşk, Yaratıcılık ve Yasa’da detaylarıyla anlatıyorum sanatta vergi hususunu. Ayrıca, kitapçının kendi anlayışına göre düzenlediği ortadaki masaları severim. Tünel’deki Robinson’un seçtikleriyle başladı bu zihin zevki. Şimdi ofisimin hemen yanındaki Pandora’da da masa etkili, doğal bir pusula olabiliyor. Sadece yeni çıkanlar ve bir görünüp bir kaybolacak kitaplar değil, orada beni bekleyen kitabı bulmaktır bu. Tanım da önemli. Bağımsız kitapçılığın bir özelliği kendi seçkileriyse çalışan diyaloglarının bende bıraktığı izlenim ve kitaplığıma katkısı da övgüye değer. Tünel Kırmızı Kedi’nin çalışanıyla dakikalarca konuşmalarımız, onun sayesinde bulduğum kitapları da hatırlamalıyım bu adada. YKY istediği kadar bir bankanın kitabevi olsun, kaç kitabı keşfetmişimdir Taksim’deki mimari anlayış da taşıyan binalarında. Nişantaşı ve Kadıköy İş Kültür’de “ben yeni okudum, harika,” diyen kaç kişiyle buluşmuşumdur. Okura bir hitap biçimidir kitapçılık bu durumda. Ya seçkisiyle, ya iyi okur çalışanının önerisiyle, ya yalın varoluşuyla… İşte Salt Beyoğlu’ndaki yerinde, kitap tabiatında estetik ruhuyla robinsoncrusoe…

Bir de önerin var, okurlarımızla paylaş isterim. 

Sesli düşünelim, nasıl eczane için E bir işaretse, bağımsız kitapçılar için de K gibi bir işaret uygulansa kimlikleri pekişecek ve okuma adaları dikkat çekecek, büyüyecek. Hoş olmaz mı? Geçtiğimiz günlerde bulunduğum Bozcaada’daki hayatın müziği erişti yanıma. Bağların yanından geçerken aldığım taze havanın diriliği. Bana ada özgürlüğünü çağrıştıran sevgili bağımsız kitapçıların şehirle armonisi şahane bir birikim. Böyle! Bağımsız kitapçılar âlâ bir adadır, kimliktir, çağrıdır.

Röportaj: Nazlı Berivan AK

Yorum Gönderme

0 Yorumlar