İlkay Coşkun Yazdı: Şiire Yüklenen Mânâ

Şiir, yazmanın yanında, hakkında fazlasıyla konuşulan bir alan. Şiir okuyan ve yazan insanın bu hâl içerisinde olmasını çok da yadırgamamak gerekir. 

şiir, edebiyat,kitap
Demek ki böyle bir ihtiyaç hâsıl oluyor ki konuşma ve yazma ihtiyacı duyuluyor. Şair, yazar, münekkit ve hatta mütefekkir alanlarında ikame olan insanlar, okumanın asliyetini önceliyor elbette. Keyfiyet hâlden uzaklaşıp kemiyet hâline geçişle beraber süregelen okumalar, yazmayı tetikleyip akabinde üretkenliği artırmaktadır.

Şuur sahibi olma, bilinçlenme gibi olguların içini doldurmaktır asıl. İnsanın tekâmülü üzerine gayret sarf ediliyor. Millet olma da ülküdaşlık da böyledir. İstiklal marşımızı ezberlememizin, sürekli okumamızın bir gerekçesi yok mudur? Andımızı neden okuruz veya bize neden okutturmuşlardır? Bir askerin topçu marşını okumasının öğretici, eğitici bir boyutu vardır. Bütün kültürlerde az veya çok farklı yöntemlerle de olsa bunlar kullanılır. ‘Çav Bella’yı bağırarak haykıran insanın kendine göre hayata bakış açısı illa ki vardır.

Aristoteles’in ‘Şiir sanatı, tarihten daha felsefi ve daha değerlidir’ sözü kadar şiir önemli midir bilemiyorum. Şiire yüklenen mananın bir sınırı olmalı mıdır? Şair Ahmet Oktay bunu şu şekilde ifade etmiş. ‘Entelektüel uçlarını sürekli abartan bir şiir, sonunda yapmacıklığa, züppeliğe kolaylıkla dönüşebilir’ sözünde olduğu gibi abartının bir geri tepmesi vardır ve olacaktır da.

Şiire duyulan teveccühün yanında her dem şiiri düşünmek, her dem şiirle yatıp kalkmak, şiire enjekte edilen bir zehirdir çoğu zaman. Şiiri özlemekte bir ihtiyaç olmalıdır.

Şiir konusunu ele alırken şairi, şiirden ayrı tutmak imkânsızdır doğal olarak. Bu noktada Kuran-ı Kerim’in, Şuara Suresinin 226. Âyetini düşünüp not almak gerekir. “Aşığa bir sözüm yok ama daha kaç mevsim yalan söyleyecek şairler” eleştirisini de göz önünde bulundurmak gerekmez mi? Şiire yüklenen bu kadar olumlu mananın yanında olumsuz, eleştirel yanları da en azından şairler üzerinden görmek gerekiyor. Sözcüklerden müteşekkil derin manaları muhataplarının gönlüne, gönüldaşlık çerçevesinde bırakmaktır güzel olan.

Şiiri olumlayacak çok şeyler bulabiliriz elbette. Şiirin, hayatımızı güzelleştirdiğine inanırız çoğu zaman. Yaşanmış ve yaşanılan acılara, hüzünlere, kayıplara, aşklara ve az da olsa mutluluklara dil olur. Daha çok düşünceler kelimelere teslim edilir. Sadece düşünceler de değildir. Yolcudur bir nevi. Başka bir taraftan dost, arkadaş, konuşulacak mevzu olur. Ruhî derinlik sunar. Şiir, kültür ve sanat içerisinde bedeni ayakta tutan bir can damarı gibidir. Şiir özellikle dilin estetik, incelik, derinlik ve güzellik boyutunu imler. Kültür ve sanatı da daha çok bu boyutuyla besler. Şiirlerin temasının içerisinde acılar, ölümler ve ağıtlar da olduğu için doğal olarak duygulara, sinelere ve vicdanlara aksettirir. Şiir, daha çok aşk ya da mutsuzlukla ilintilidir. Yârine kavuşmuş bir insan şiir yazmaktan ziyade daha çok mutluluğunu yaşar. Amacına ulaşmıştır çünkü. Olsa olsa sevdiğine serenat yapar. Leyla ve Mecnun aşkının efsaneleşmesinin sebebi kavuşamamalarındandır. Zorluklar, ayrılık, hüzün ve acı daha çok şiir yazdırır şaire. Her ne kadar şiiri mutsuzluklar yazdırsa da şair için şiirle olan paylaşımı mutluluktur. İnsanların savaşlardan ders almalarında etkisi olur. Şiirin, halkları birbirine yaklaştırma çabalarını es geçmemek gerekir. Başka bir taraftan dünyanın geçiciliğini ve ölümü imleyerek dolaylı da olsa dünya barışını olumlu anlamda etkiler.

Şiir; yaşanmışlıkların, acıların, tecrübelerin uç verdiği yazıtlardan biridir. Şiirle konuşur insan, nağmeleşir, efelenir, hüzünlenir. Milleti besleyen maneviyatın uçlarından biri olan şiir, istida da malik bir vasıf taşır. Kendi içinde bir yapı inşa eder. Şeyh Gâlip’in değişine göre ‘Tanrı’nın yaratma sıfatının bir delili olarak her dem yeni söz söylenebilir’ anlayışının bir tezahürüdür şiir.

Velhasıl, dediklerinin yanında diyeceklerinin de hep olduğu şairin sözüdür şiir.

İlkay Coşkun

Yorum Gönderme

0 Yorumlar