Mihenk Anadolu İrfanını Genel Boyutlarıyla Ele Alıyor

Mihenk, Yazar Bilal Kemikli Hoca’nın 2019 yılı, Kitabevi Yayınları aracılığıyla okurlarla buluşturduğu son kitabı. Son üç yılda yazdığı daha çok dergilerde yayımlanan deneme ve araştırma yazılarının yer aldığı 156 sayfalık bir eser.

Kitap; ‘Mânâ, Maya ve Mesele’ üst başlığında sınıflandırılmış. Yaklaşık 25 yazı yer almakta. Yerli ve milli kavramlar etrafında teşekkül eden, aynı eksene sahip metinleri içeriyor. İstikamet, ruh, irfan, dil, kelime dağarcığı, tarih şuuru gibi birçok değeri önceliyor.

Yazar, kitapta ayrıca şu tespitlerde bulunmakta. ‘Kendi tarihine ve coğrafyasına yabancı nesiller daima edilgen ve özentili olacaktır’. Oryantalist bakışla oluşturulan fikirlerin şubesi olarak hizmet veren kimi yenik, edilgen aydına seslenmekte. Yazılarda değinilen, ülkemizdeki sözde aydın sorunsalını, Cemil Meriç’in çok bilindik bir sözünü bize hatırlatıyor. ‘Ülkesini yaşanmaz bulanlar onu yaşanmazlaştıranlardır’

Yazılarda, Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan, Sabri Ülgener, Sezai Karakoç ve Erol Güngör gibi değerlerimizin fikir ve ruh dünyalarından katreler taşımakta. Merhum Erol Güngör’e rahmet niyazıyla bir nevi kitabın ithaf edilmesi özellikle yazar adına çok anlamlı olsa gerek.

Bilal Kemikli Hoca’nın sunuş yazısında bu metinleri ‘güncel, siyasi ve sosyal meselelere içerden bakma denemeleri’ şeklinde ele alması, biz okurlar için en doğru tanımlamadır muhakkak. Kitapta, bin yıl öncesi Asya’nın steplerinden Bağdat, Basra ve Kûfe’ye oradan Anadolu’ya ve Rumeli’ye uzanan serüvenimizi, dil ve düşünce haritamız çerçevesinde tahlil edilerek genişçe yer verilmiş. Bu yazıların dibacesinde Anadolu irfanını oluşturan manevi önderlerin öncüleri işlenmiş. Yirmi beş yazı içerisinde, ‘Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî, Hz. Mevlana’nın öncülü olan Ebû Sa’îd Ebu’l Hayr, Dede Korkut, Hz. Mevlana, Yûnus Emre, Pîr Sultan, Mehmet Akif, Dil Meselemiz, Kültür Emperyalizmi, Anadolu İrfanı, Eğitim, Yerlilik ve Millilik’ gibi birçok konu başlığı kitap da yer almıştır.

Türkistan’da Ahmed Yesevî’nin uyandırdığı irfan ocağı ve Türkçe’yi hakikat dili olarak inşa ettiği ruh üzerinden ele almakta. Ahmed Yesevî’nin Türkçe’yi öncelemesi üzerinde durulmakta. Asırlardır bizim gövdemiz olan Asya’yı, kalbimiz olan Afrika’yı ve ufkumuz olan Avrupa’yı oluşturan ruh ve irfan ocağı anlatılmaktadır.

‘Bizde bilim, sanat ve düşünce yoktur’ diyen müstemleke zihniyetlere, sözüm ona aydınlara itirazlarını sıralamakta. Öğrenilmiş çaresizliklerimizin ıslahını, mücadele yöntemlerini, yerlilik ve millilik üzerinden ele almakta. Bu bağlamda Oktay Sinanoğlu, Fuat Sezgin, Halil İnancık, Aziz Sancar gibi değerlerimiz üzerinden konuyu anlatmaktadır. Bu isimler, gençlere rol model olarak gösterilmektedir.

Yönü sadece batıya dönük olan aydınlar için ‘Boynumuz ağrıdı batıya bakmaktan’ diyen Nuri Pakdil’in çizdiği portrenin yanında; ‘İslam Medeniyeti’nin büyüklüğünü kendi insanımıza anlatmak, batılılara anlatmaktan daha zor’ diyen merhum Fuat Sezgin’in sözünü de hatırlamak gerekir. Genel anlamda ufkumuz olan Avrupa çabalarına, merhum Prof. Dr. Fuat Sezgin’in ‘Batı uygarlığı, İslam Medeniyeti’nin çocuğudur’ tespitini de buraya ekleyip unutmamak gerekiyor.

Kitabın önemli bir bölümünde ele alınan Anadolu irfanının manevi mimarlarının yanında özellikle Anadolu irfanını genel boyutlarıyla ele alınıyor. Sadece bilgiyi değil hikmeti de içeren irfan olgusunu inanç boyutuyla daha geniş anlamda ‘Şiir ve İrfan’ kitabında bulabiliriz.

Yazıların içerisinde yer alan ve dikkatimi çeken bazı bölümleri buraya taşımak istiyorum izninizle. Büyük filozof İbn-i Sina ile Hz. Mevlana’nın öncülü olan Mutasavvıf Ebû Sa’id Ebû’l Hayr bir gün karşılaşırlar. Birbirleri hakkında şunları söylerler. İbn-i Sinâ, Ebû Sa’id Ebû’l Hayr’a, ‘Benim bildiğimi o görüyor’ der. Ebû Sa’id ise İbn-i Sina’ya ‘Benim gördüğümü o biliyor’ diyerek bu iki büyük değerin birbirine saygısını, verdiği değeri ve bir yerde kerametlerini yansıtmaktadır.

Başka bir yazının bir bölümünde, Sivas Kalesi’nin hazin hikâyesi şu şekilde anlatılmaktadır:

Timur dönemi tarihçilerinin, ‘fevkalade kuvvete haiz duvarlara sahip’ dediği, Matrakçı Nasuh’un tasvir ettiği ve Kâtip Çelebi’nin bahsettiği Sivas Kalesi’ni, Timur tahrip etse de yıkamamış, lakin muktedir bir Sivas Valisi, Sivas Kalesi’ni yıkmış ve yerine 4 Eylül Parkı yaptırmıştır.

Timur dönemi tarihçilerinin, ‘fevkalade kuvvete haiz duvarlara sahip’ dediği, Matrakçı Nasuh’un tasvir ettiği ve Kâtip Çelebi’nin bahsettiği Sivas Kalesi’ni, Timur tahrip etse de yıkamamış, lakin muktedir bir Sivas Valisi, Sivas Kalesi’ni yıkmış ve yerine 4 Eylül Parkı yaptırmıştır.

Son olarak, kitabın büyüsünü bozmadan, yazar, milliyetçilik ve ırkçılık konusunda şunları söylemektedir; ‘Günümüzde artık milliyetçilikle ırkçılığın belirgin bir şekilde ayrıştığını, milliyetçiliğin değerlere bağlılık ve millete hizmet manası içermesine karşın, ırkçılığın ayrıştırıcı ve şiddeti besleyen bir unsur’ olarak tanımlar. Yerliliği de Mevlana’nın pergel metaforundaki medeniyet çınarının kökü ‘sabite’ olarak görür. Yerlilik ve milliliği yerellik ve gelenekselcilikten ibaret sanmamak gerektiğinin altını çizer.

İlkay Coşkun

Yorum Gönderme

0 Yorumlar