8 Ocak 2020 Çarşamba

Yazar Tuğçe Sabaz: Egomuzun Bizimle Olmayacağı Tek An Öldüğümüz Andır

Kitap blogu Okuyorum.org'un sorularını yanıtlayan Proje Özgürlük Bir Halt Olamamak kitabının yazarı Tuğçe Sabaz,  egodan kurtulmak diye bir şeyin mümkün olmadığını belirterek asıl olayın egomuzu fark etmeyi ve yönetmeyi öğrenmek olduğunu belirtti. Geçtiğimiz günlerde Likya Kitap’tan çıkan Proje Özgürlük Bir Halt Olamamak isimli kitabın yazarı Tuğçe Sabaz ile Okuyorum.org takipçileri için keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. 
Proje Özgürlük Bir Halt Olamamak kitabının yazarı Tuğçe Sabaz
Proje Özgürlük Bir Halt Olamamak kitabının yazarı Tuğçe Sabaz 
Merhaba Tuğçe Hanım, bize kendinizden bahseder misiniz?
İnsanların zihin yapılarını değiştirerek daha kaliteli bir hayat yaşamaları üzerine mentorluk yapıyorum. Bu alanda online ve yüz yüze workshoplar düzenliyorum. Bireysel mentorluk veriyorum. Bununla beraber nefesini yeniden kazanma ve nefes alış kapasitesini artırmaya yönelik de çalışmalar yapıyorum. 
Aslında kimyagerim. On sene ilaç ve dermokozmetik alanında çalıştım. Sonra şuan yaptığım çalışmaların kendi hayatımın kalitesini bütünüyle artırdığını fark ettim ve tüm odağımı bu alana yönelttim. 

Nefes terapistliği, Çekim yasası, varoluş gücü üzerine eğitimler aldığınızı ve workshoplar düzenlediğinizi okudum. Kendinizi dönüştürme yolculuğuna başlamaya nasıl karar verdiniz?
Aslında her şey çok spontane gerçekleşti. Rhonda Byme’ın The Secret kitabını okuyordum. Ve istediğimiz, hayallerimizde yatan hayatı ailemizden, paradan, diplomalarımızdan bağımsız olarak yalnızca kendi düşünce gücümüzle yaratabileceğimizin bilgisine uyandım. Aşırı heyecanlandım. Kendimi çok güçlü hissettim. Sonra zaten bununla alakalı bilgiler bana çorap söküğü gibi ulaşmaya başladı. 
Proje Özgürlük Bir Halt Olamamak, Likya Kitap, Tuğçe Sabaz
Proje Özgürlük Bir Halt Olamamak, Likya Kitap, Tuğçe Sabaz
Kişisel gelişim kitabı diyebileceğimiz Proje Özgürlük Bir Halt Olamamak isimli kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz? 
Kitap öncesinde kişisel gelişim alanında kitap çevirmenliği yapıyordum. Likya Kitap dahil olmak üzere pek çok yayınevinden ve çevremden “Tuğçe mutlaka kitap yazmalısın,” diye teşvikler alıyordum. Ama asla ciddiye almıyordum. Katıldığım pek çok eğitimden ve okuduğum kitaplardan edindiğim farkındalıkları, işime yarayan teknikleri yalnızca kendimi takdir etmek ve gelişimimi onurlandırmak amacıyla yazmaya başlamıştım. Sonra bunun gitgide bir kitaba dönüştüğünü fark ettim ve 3 ay gibi kısa bir süre içinde yazımı tamamlandı. Yani daha kitap yokken ortada bir şekilde kitabın çıkmasına dair göz kırpışları gelmeye başlamıştı.

İnsanlar kendini keşfetme yolculuğunda pek çok kitaplar okuyor, workshoplara katılıyor. Sizce sadece workshoplara katılmak ve kitaplar okumak yeterli midir?  Proje Özgürlük Bir Halt Olamamak isimli kitabınızın diğer kitap çalışmalarından farkı nedir? 
Hayır elbette. Eğer böyle bir şey yeterli olsaydı. 10 adımda liderlik kitabını okuyan herkes lider, geçmiş atalarımızla bağlarımızı şifalandıralım çalışmalarına giden herkesin müthiş bir ilişkisi, enerji seansı alan herkesin hayatının da müthiş olması gerekir. Ama değil…
Peki neden? Çünkü bilgi farklı bir şey, bilgiyi bilince dahil etmek farklı bir şey.  Bilgiyi bilince yedirmenin yolu ise pratik ederek hayatınızı dönüştürmek ve işe yaradığını keşfetmek. Proje Özgürlük kitabında bilgileri hayatıma sokarak, inanç sistemlerimi dönüştürerek ve yazdığım teknikleri uygulayarak neyi değiştirdiğimi  konu konu anlattım: Yani iş, aile, ilişki, kendinle ilişki gibi. Kitabın diğer bir en önemli özelliği ise yalnızca değiştirdiklerim değil. Pratik olarak konuyu, kök nedeni ve yardımcı olacak tekniği bilip kendimde henüz değiştiremediğim alanları da yazdım. Dolayısıyla kitabın en önemli özelliği SAMİMİYETİ.               

İnsanların farklı farklı hayatları, farklı farklı deneyimleri var. Sizce bu kitapta yer alan çözümler herkes için olumlu bir katkı sağlayabilir mi?
Buna evet dersem büyük yalan söylerim. Sağlayamaz çünkü hepimiz farklıyız. Algımız, inançlarımız, bize işimize yarayan iyi hissetme yöntemleri, dönüşüm yöntemleri farklı. Bu farklılığımız insanlığın doğasında var, zaten bizi özgün yapan şey bu. Herkesi bir kalıba sokmak veya bir formüle adapte etmeye çalışmak bana çok gerçekçi gelmiyor. 
Kitapta benim işime yarayan ve bir üst versiyonuma geçmemde yardımcı olan bilgileri ve teknikleri kendi algımla uygulayışımı yazdım.  Bu bazı okuyucular için çok da keyifle hayatlarına dahil edebilecekleri bir şey olmayabilir. Bazıları içinde günde 5 defa yapacakları keyifli ötesi çalışmalar olabilir. Kitapta da yazdığım gibi, işin özü kendini iyi hissetmek ve günlük enerji seviyenizi yüksek tutmak. Bunu nasıl yapacağınız ise size kalmış.

Kitabınızda Ego’dan kurtulmanın yolunu akıcı bir dille anlatmışsınız. Okuyucularımıza bu konuda kısaca bahseder misiniz?
Öncelikle egodan kurtulmak diye bir şey mümkün değil. Egomuzun artık bizimle olmayacağı tek an öldüğümüz an. Şuanda bu röportajı ya da kitabı okuyan kimsenin ölmek gibi bir hedefi olduğunu sanmıyorum. Çünkü keyifli yaşamanın yollarından bahsedildiği bu kitap ve bilgiler onların enerjisine uyumlu değil.
Asıl olay egomuzu fark etmeyi ve yönetmeyi öğrenmek. Egomuz yalnızca inanç sistemlerimizi ve kodlarımızı yürüten bir işletim sistemi. Aynı bilgisayardaki işletim sistemi ve programlar gibi. Onlar olmadan bilgisayar hiçbir işinize yaramaz. 
Peki artık bir program işinize yaramadığında ne yapıyorsunuz? Ya siliyorsunuz ya da bir üst versiyonunu yüklüyorsunuz. Egonuzun yürüttüğü inanç sistemlerine de aynı şekilde yaklaşmak çok önemli. Onu fark edip değiştirmek bir nevi hayatını yaratma sorumluluğunu eline almak. Kitapta da egoyu yönetmekle ilgili oldukça örnek var.
 Yazar Tuğçe Sabaz
 Yazar Tuğçe Sabaz
Şikayet etmek=Çözüm ve Sevgi Almak mıdır sizce?
Kesinlikle toplumumuzda böyle bir algı var. Hatta şu söylemden belli, “Ağlamayan bebeğe meme verilmez.” Bu ne demek; şikayet et, bağır çağır, sana arzu ettiğin verilecek ve bir de ekstra bonus sevgi göreceksin. 
Evet bu inanç bebekken bize çok güzel hizmetti. Ağlamazsak annemiz bir sıkıntımızın olduğunu nasıl anlayabilirdi ki?  Ama bu inanç sistemini yetişkinliğimizde de yürütmenin  yansıması şöyle oluyor: Şikayet edeyim, bağırayım ve çözüm gelsin. Odak nerede? Problemde. Probleme odaklanayım ki çözüm ve sevgi gelsin. Ama evren pek de bu şekilde işlemiyor. Yani siz probleme odaklanırsanız ertesi gün yaratacağınız yine problem olacak. Çünkü benzer enerji benzeri çeker. 
Dahası problem yaşarım ve sevgi görürüm bakış açısı. Sevgi hayatımızda aşırı ihtiyaç duyduğumuz bir duygu, dönüşümlerin kilit anahtarı. Peki bu kadar harika bir duygu alışverişini problem ardından mı deneyimlemek istiyorsunuz yoksa kolaylıkla, rahatlıkla ve zarifçe mi?
Seçim sizin. Yapmanız gereken tek şey inanç sistemlerinizi deneyimlemek istediğiniz hayat denklemi doğrultusunda değiştirmek. 

Değerli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz. Okuyucularınıza son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? 
Ben asıl çok teşekkür ederim. Son derece akıllıca hazırlanmış sorulardı. Çok sihirli bir gücümüz var: Hayatımızı istediğimiz gibi yaratmak. Yani içimizde Tanrı’nın bir parçası var. Bunun sorumluluğunu alın ve istediğiniz hayatı yaratın. Kurbanlık değil, kahramanlık, kaybeden değil kazanan, yetersizlik değil öz güven güçlülük hikayenizi yazmak yalnızca ama yalnızca sizin elinizde.

Söyleşi: İsrafil Baran

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

OKUYORUM

Okuyorum.org, kitaplar ve yazılı eserler hakkında çeşitli meslek gruplarından kişilerin görüşlerini paylaştıkları blogdur. Kitapların içerikleri hakkında bilgi alabilir, yorumları, aktuel konuları, yazarlarla söyleşileri okuyabilir, sizlerde yorumlarınızla aramıza katılabilirsiniz.




2020 KİTAP FUAR TAKVİMİ

Kitap Blogunuz Okuyorum.org olarak 2020 kitap fuarı takvimini tarihsel sırasıyla siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz. 2020 Kitap F...

Kitap Blogu Arşivi İçin Tıklayınız