5 Haziran 2018 Salı

Üç Büyük Usta Stefan Zweig

Bu üç yazarın,   romancının geniş bir çerçevede, neyi, nasıl anlattıklarını bilmenin ve bunu göz önünde bulundurarak okumanızı tavsiye ederim.

Yazarların doğdukları dönem, içinde bulundukları ortam ve yaşayış biçimleri, hayata ve insanlara karşı bakış açısını oluşturuyor. Buna göre Balzac'ın hayatında Napolyon'un etkisi göz ardı edilemeyecek bir biçimde öne çıkıyor. Dickens ise romancı olmadan önce stenografiklik yapmış ve bu onun sanatında büyük bir etki yapmıştı...

Balzac
Balzac, gençlik çağında ülkeleri dize getiren  Napolyon'un hayranı olarak onun ordusunda asker olma arzusuyla yanıp tutuşuyor. O da Napolyon gibi kahraman olma hayaliyle yaşamış hatta daha ileri gidip ondan daha büyük bir birey olmayı hedefleyerek  onun kılıçla sona erdiremediğini, Ben kalemimle tamamlayacağım, diyor."Dünyanın silahlarla fethedilemeyeceği anlaşıldığında geriye tek bir şey kalıyor, zirveye ulaşmak için sanat!" Yazmaya başlıyor; farklı bakış açılarıyla, derin gözlem gücüyle; çıkarım da bulunarak yahut toplayarak, öze indirgeyerek ve biçim vererek yeni bir dünya yaratma çabası içine giriyor.Öyle ki bu fethetme arzusu bütün kahramanlarına yansıyor.Balzac, çok büyük bir gözlem gücüne sahip. Gençlik yıllarında çeşitli işlerde çalışması ona baktığında bir nesnenin görünmeyen tarafını, en ufak ayrıntısını dahi, görmesini sağlıyor. Kendi dünyasının inanılmaz derecedeki yoğunluğunu karekterleri aracılığıyla ve büyük bir başarıyla sanatına dökmüş.
Zweig, yarım kalan eserlerini tamamlaması sonucunda onun, kavranılamayacak bir noktaya erişeceğini ve bambaşka bir boyut kazanacağını da söylüyor Balzac için son söz olarak."Ve sonunda Balzac muzaffer konsül Bonaparte gibi ordularını bütün ülkelere salar."
Charles Dickens
Charles Dickens ile (ingiliz) halkı, okuyucuları arasında samimi bir bağı var. Dickens, İngiliz geleneğinin bir resmidir, tanımlaması onun için uygun olur, diyebiliriz.Sanatsal ve ahlaki anlamda tam bir ingiliz örneğini gösteriyor. Bununla birlikte ingiliz sanatının en iyi ifadesidir, denilebilir.Bir İngiliz olarak Shakespeare ile karşılaştırıldığında, "Shakespeare kahraman İngiltere'nin yeniden doğuşuydu, Dickens ise sadece burjuvazinin sembolü."Onların sanatını ayıran şey dehadan ziyade, sanata karşı tutumlarıydı. "Shakespeare nasıl hırslı İngiltere'nin cesareti ise Dickens da tok İngiltere'nin tedbiridir."Yani Dickens her ne kadar İngiltere'nin - doymuş İngiltere'nin- isteği yönünde eser ortaya koymuşsa da, Shakespeare de ona karşı, daha tutkulu ve cesaretle onun üzerine çıkmayı çabalamış ve başarmıştı. Bu yüzden Shakespeare İngiltere'nin yeniden doğuşuydu.Dickens ayrıca alt tabakadan yetişmiş biri olarak, yoksullara karşı duyarlı biri olmuş. Buna karşın zenginlere ve ayrılacalıklı olanlara daima hoşgörüsüz kalmış.Bu -ona itici gelen- insanları eserlerindeki karakterleri de yansıtmış.Dickens görsel hafızası çok kuvvetli olan bir yazar. Karakterlerinin psikolojik tahlillerini iyi yapar ve yansıtır; ama bu içsel olarak değil dışsal bir belirtiyle, yani bunu görüntü üzerinden sağlıyor. Resmin en ince ayrıntılarını görerek, görüntünün içini ve derinliğini bu görüş açısıyla veriyor.
Zweig şöyle der: " Pickwick dediğimizde bir görüntü gelir, üzerinde parlak düğmeli bir yelek olan, neşeli, oldukça şişman bir şeydir bu. Burada şunu hissederiz Dickens'ın kahramanları oluşturulmuş bir tablo gibi düşünülür, Dostoyevski ve Balzac'ınkiler ise müzik gibi. çünkü onlarınki sezgisel, zihinsel bir yaratımdır; Dickens ise reprodüktif olarak, bir anlamda bedensel gözle yaratır."
DOSTOYEVSKİ
Belirtildiği gibi üç başlık altında ele alınıyor Dostoyevski; yüzü, kaderi ve eseri.Yazar, özellikle Dostoyevski'yi ayrıntılı olarak anlatıyor. Hatta yüzünün en küçük noktasının dahi tasvirini yapıyor...
Yoksulluk ve acı; onu en iyi tanımlayan iki sözcük, iki kavram, hayatını çepeçevre saran iki duvar. Nitekim 24 yaşındayken yazdığı ilk eseri insancıkları şaşırtan, büyülü bir serüvenin kapılarını açan bu eserde, bu iki kavramın doğrultusunda ortaya konuluyor.
Değenilmesi gereken bir konu da Dostoyevski'nin sara hastası olduğu. Zira bütün trajik yaşamının yanında bir de oldukça bu tehlikeli hastalıkla mücadele veriyor.
Henüz ünü yakalamış ve hızla zirveye çıkıyorken, beklenmeyen bir olayla adı bir suikaste karışmış ve ardından idam cezasına çarptırılmıştı, ancak idam edilmek üzereyken cezası Sibirya'da hapishane yatmaya çevirilir. Orada çok zor bir dönem geçirir. Kitap okuyamaz- İncil dışında- ve hiçbir yazısının yayımlanmasına izin verilmez. Daha sonra bu sürgün hayatından- tam anlamıyla bir zindan hayatı-kurtulduktan sonra evlenir. Ancak bu da mutsuzluk getirir. Ve daha sonra bu trajik durum Ezilenler kitabına da yansır. Ölüler evinden Anılar kitabı Rusya'yı derinden sarsar, kendine getirir. Böylece Dostoyevski'nin ünü daha sağlam bir şekilde artar. Bundan sonra yazılarını tek başına yazdığı bir dergi çıkarır( Sanırım bu yazılar Bir Yazarın Günlüğü adıyla kitaba çevrilir.)Onun kahramanları zamanın dışında, sınırların ötesinde, belirli bir düzeni ve sonunda ulaşacakları hedefi olmadan varoşlarını sürdürürler."Hepsi birer Cortez' dir; arkalarında yanmış köprüler, önlerinde bilinmeyen bir dünya."Özellikle şu dikkatimi çekti, Zweig'ın da dediği gibi, Onlar mutlu olmayı istemezler, aksine acı isterler. O bu acıyla beslenip güçlü olmayı. Dostoyevski'nin hayatında da ve kahramanlarında da bu açıkça görülür. "Dostoyevski'nin bütün trajik dünyası da bir tımarhane gibi."
Bu alıntı Dostoyevski'nin kahramanları için iyi bir örnek olabilir."İçerler, kumar oynarlar, zevk ve sefaya dalarlar ve bütün bunlar (aksi halde Dostoyevski kahramanı olmazlardı) fanatikçe son raddeye vardırılır. Onları bu kusurlara yönelten acıdır, herhangi bir heves değil. Bu içki içme rahatlamak ve uyumak için değildir. Almanlar gibi uyku şikayeti yüzünden değil, sarhoş olmak, deliliklerini unutmak için içrerler; para kazanmak için değil, zaman öldürmek için kumar oynarlar; sefahat, haz almak için değil, aşırılık içinde hakiki ölçülerini kaybetmek içindir. Kim olduklarını bilmek isterler, bu yüzden sınırları ararlar. " Onun acı ve yoksul yaşamı, kusursuz bir eser vermesini engeller. Yazı sürecinde hastalığı nüks edip büyük bir sancıyla üretkenliğini çekilmez bir hale getirir. Yazmak bu yüzden onun için bir işkence gibidir..."Acı çekiyorum, öyleyse varım." Bu "varım" Dostoyevski' de ve yarattığı bütün kişiliklerde yaşamın en büyük zaferidir. Sıradaki adresimiz Fyodor Mihayloviç Dostoyevski - Öteki
Stefan Zweig
Üç Büyük Usta
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
227 Sayfa
Puan
✪✪✪✪✪
Yorumlayan Kadir Şarkı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

OKUYORUM

Okuyorum.org, kitaplar ve yazılı eserler hakkında çeşitli meslek gruplarından kişilerin görüşlerini paylaştıkları blogdur. Kitapların içerikleri hakkında bilgi alabilir, yorumları, aktuel konuları, yazarlarla söyleşileri okuyabilir, sizlerde yorumlarınızla aramıza katılabilirsiniz.




KİTAP FUAR TAKVİMİ 2017-2018

Anadolu'da düzenlenen kitap fuarları sayısı her geçen gün artıyor, vatandaşlar kitap fuarlarına yoğun ilgi gösteriyor.  Vatandaşların...

Kitap Blogu Arşivi İçin Tıklayınız