Kardeşimin Hikayesi Kitap Yorumu Livaneli

Kardeşimin Hikayesi, emekli mühendis Ahmet Arslan'ın kardeşi Mehmet Arslan'ın Beyaz Rusya'nın Borisov şehrinde ki Olga'la yaşadığı aşkın ve Podimo köyünde ki Arzu Kahraman cinayetinin sırlarının iç içe verildiği sürükleyici bir aşk romanı.
İstanbul'dan uzakta sakin bir yaşam sürmek isteyen Ahmet Arslan, kendine sakin bir yerleşke ararken Karadeniz kıyısında İstanbul'a iki saat mesafedeki Podimo köyünü keşfeder ve buraya yerleşir. Podimo (Binkılıç Beldesi Yalı Köyü)' nün sakinliğinde ansızın işlenen Arzu Kahraman'ın cinayetiyle köye gelen meraklı, genç ve bir o kadar da güzel gazeteci kızı meraklanmasını sağlayarak cinayetle ilgili bildiklerini, şüphelerini anlatmaya başlar.
Genç Gazeteci Pelin Soysal, köye asıl geliş amacı olan Arzu Kahraman cinayeti araştırmasını unutup emekli mühendis Ahmet Arslan'ın kardeşi Mehmet Arslan'ın Beyaz Rusya'nın Borisov şehrinde Olga'yla  yaşadığı aşk hikayesini günlerce dinler.
Romanı okurken bir yandan Arzu Kahraman'ı kimin öldürdüğünü merak ederken, diğer yandan da Mehmet Arslan'ın Olga'ya olan kara sevdasını ve kavuşup kavuşmadıklarını merak ediyorsunuz. Yazar yaklaşık onar sayfa bölümlerle Arzu ve Mehmet'in hikayelerine dönüş yapıyor. Her seferinde Arzu'nun katilini öğreneceğinizi sanıyorsunuz ama olay yarıda kesilip kardeşi Mehmet'in hikayesine geçiliyor. Tam Mehmet'in Olga'ya olan aşk hikayesi tamamlanacak derken hikayenin tadı damağınızda kalıyor ve tekrar Arzu cinayetiyle ilgili detaylara geçiliyor. Yazar arka kapak yazısında romanı "Karasevda (aşk), bir uçurumun kıyısında gözü bağlı yürümektir" sözüyle özetliyor ve detaya girmiyor. Hikaye o kadar güzel işlenmiş ki kitabı bir günde kolaylıkla bitirebilirsiniz. Kardeşimin hikayesi, Zülfü Livaneli'nin Serenad romanından sonra beğendiğim en güzel romanlarından birisiydi, o yüzden puan olarak beş üzerinden yıldızlı beş alıyor. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.
Kardeşimin hikayesi romanından alıntı birkaç cümleyi sizlerle paylaşmak istiyorum;

Zenginlik insana ait bir özellik değil" diyorum."Para insanın doğal bir parçası değil; kaybolabilir, çalınabilir, soyut bir kavram, birtakım sıfılar... Zaten hayatta anlamlı olan değerler parayla sahip olunamayanlar. Kitap, çalışacak insan, eşya alabilirsin; ama bunlar bilginin, dostluğun, paylaşma duygusunun yerini tutamaz. Oysa zengin aptallar paranın çok önemli olduğunu sanıyorlar, bu yüzden de servetlerinin kendilerine ruhsal bir ayrıcalık, özel bir mutluluk getirmesini bekliyorlar. Bu mümkün olmayınca, içleri de boş olduğu için can sıkıntısı başlıyor. Konuşacak bir şeyleri olmadığı için tavla, kağıt oyunu falan oynayarak tahammül edebiliyorlar bu hayata ve birbirlerine. Veya işkolik oluyorlar, sanki kıtlık koşullarından kurtulmaları gerekiyormuş gibi işlere dalıyorlar. Onların yerinde olsam intihar ederdim.
Bazı kelebek türlerinin bir günlük ömrü, hücre bölünmesinin hızlı olmasından dolayı, insanın 80 yılına denktir. bu durumda 70 yaşında ölen bir insan mı daha uzun yaşar, 25. saatini gören bir kelebek mi?

Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar. Ama çoğunun ruhu bedeninden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz.
İşte anahtar kelime bu; hayatın özü, büyük sırrı; olmazsa olmazı: Unutmak. Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşamda olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez. İnsanın en kötü yalanı, kendine karşı olanıdır. Denizler ötesine giden kişi yalnızca iklimi değiştirmiş olur, aklını değil.
Biz istesek bile seni yiyemeyiz, çünkü hepimiz ot yiyen hayvanlarız. Siz insanlar, et yiyen vahşi yaratıkları, kurtları, çakalları yemiyorsunuz. Onlar sizin kardeşleriniz. Niye bizim gibi kimseye zararı olmayan, sadece otla beslenen hayvanları yiyorsunuz da et yiyenlere dokunmuyorsunuz? Aranızda bir anlaşma mı var? Avcı avcıya ilişmiyor mu? Kurt, çakal, kaplan, köpek, kedi niçin sofranıza gelmiyor?
Kardeşimin Hikayesi
Zülfü Livaneli
Doğan Kitap
324 Sayfa
Puan
★★★★
Yorumlayan İsrafil BARAN

Yorum Gönderme

0 Yorumlar