[guncel][carousel][10]

12 Mart 2019 Salı

Size Bir Sır Vereceğim Mustafa Kaya

Mart 12, 2019
Bu kitabı okumaya niyetliyseniz tefekkür yapmak için elinize harika bir kitap almış bulunmaktasınız.
Kitabı okumadan önce bu kadar etkileneceğimi tahmin etmemiştim. Roman havasında başlayan ama en başta yazarın size kitaptaki herşeyin gerçek olduğunu sadece isimlerin ve mekanların değiştirildiğini söylemesiyle, kitap o romanvari havasından çıkıyor. Hulusi Bey'in Tekin ve arkadaşlarına bahsettiği sırları anlayabilmek için bir an önce bir sonraki sayfaya geçeyim telaşı içerisinde oluyorsunuz. Zira kitabı bir kez okumak yetmez. Bir kaç kez hatta dönem dönem okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Her okuduğunuzda bir sırra vakıf olacağınıza eminim. Tabii eğer sırra ulaşmak istiyorsanız... Kitabın yorumunu uzun uzun yapmak istemiyorum çünkü ne kadar yazarsam yazayım anlatımın, okumadan hep eksik kalacağına inanıyorum. Osmanlı'nın yıkıma ilerlemesinde Niyazî Mısri'nin yaşadıkları arasındaki bağlantıyı, Yıldırım Beyazıt ile Timurlenk'in sessiz anlaşmasını, neden rüya göremediğimiz görsek bile hatırlayamadığımızı, üçüncü gözümüzü artık nasıl kullanamadığımızı, "Besmele"nin sırrını, "Su"daki sırrı... diyorum ya ne kadar yazsam da eksik kalacak yorum. Eleştiriye açık mı bilinmez ama okunması gereken bir kitap olduğunu söylemeliyim.
Yorumlayan Buket Ergüven

Tarık Tufan Bir Adam Girdi Şehre Koşarak

Mart 12, 2019
“Halk aşksızsa, sokaklar banka dükkanlarıyla doludur” der Cahit Zarifoğlu.Bugün tam da halkın aşksız ve sokakların banka dükkanlarıyla dolu olduğu günleri yaşıyoruz. Ve bir adam bekliyoruz, merhamet, hakikat şelalesi elinde, koşarak gelen. Şehrin bir ucundan, ter içinde…
Hayatın büyüyen boşluklarında gezinir Tarık Tufan. Modernizmin boşluğa ittiği insanları taşır sayfalarına. Yalıtılmış/yalnız insanların kısık seslerini ünler. “Bir var bir yok kadınları, hatıraları olmayan anneleri, yazın kavurucu sıcakta bursluluk sonucunu bekleyen çocukları, pencerenin demir parmaklıklarını aşıp diğer çocukların arasına karışamayan isimsiz çocukları…” Tezgahlar kalktıktan sonra yerlerde meyve toplayan kadınları. O kadınlar, insanlığın günahlarını toplamak için akşam üzerleri yeryüzüne inen mitolojik varlıklar gibi.” Sokaklarda birbirinin yüzüne bakmayan modern insanlığın arasından kalkan değerler vardır. Bunlar içinde hiç kuşkusuz yokluğunu en çok hissettiren merhamettir. Merhamet artık sadece bir kavram. Değerler eğitim kapsamında “işlenmesi” gereken bir konu başlığı. Kapitalizmin düşmanı. “Modern ekonomilerde en büyük günah.” Piyasalarda sıfır değer. Sıfır değer demişken, Tanrı hangi matematiksel hesabın sonucu? Hangi sayısal değer, Tanrı’nın varlığını ispatlıyor? İnsan kendi aklına tapmaya başladığından bu yana diyor Tarık Tufan, “istiyor ki her şey kendi aklının yarıçapı kadar bir alanda kalsın.” Haykırır sonra: “Sizin matematiğinizin hesaplayabildiği bir Tanrı’ya inanmıyorum!” Modern dünya bir ağrı kesicidir…
Gaziantep’te bir otel odası ile Viyana’da kafe. Karşılıklı sayfalarda söyleşirler. Otel odaları: yalnızlığın mekânı; Viyana’da Kafka: yalnızlık… Sahi Max Brod’a soruları vardı yazarın. Kafenin önünde az beklemedi üstad. Brod da gelmedi zaten. Bu kitap sayesinde sözcüklerden bir mağaramız olduğunu hissediyoruz. Kırılgan, hüzünlü… Yazarın mağarasına da şöyle bir uğrayıp çıkacakken kalıveriyoruz birkaç zaman. Sorsanız kapı eşiğinde, “bu mağara da neyin nesi?” diye. Yakama yapışan cümleleri yazdım, deyip yapışacaktır yakanıza.
Tarık Tufan
Bir Adam Girdi Şehre Koşarak
Profil Kitap
120 Sayfa
Mehmet Keklikçi

Otomatik Portakal Anthony Burgess

Mart 12, 2019
Düşünen bir varlık olan insanın seçme özgürlüğü elinden alındığında neler olur? 
Toplum düzenini bozmayan "ideal birey" iyi insan mıdır? Pavlov'un Klasik koşullanmasını bilirsiniz; etki-tepki kanunudur hani. Aralarında ilgi bulunmayan iki farkli şey arasında bir bağlantı kurulur ve organizmaya tepki vermesi "öğretilir." Ayıların oynaması, köpeklerin avlanan kuşu getirmeleri hep bu koşullama yoluyla öğretilir.
Şiddete eğilimli dört gencin gerçekleştirdiği eylemler tüm çıplaklığıyla anlatılır kitapta. Toplumun düzenini bozan bu suç makinelerinden Alex (anlatıcı) henüz ispatlanmamış 'Ludovico Tekniği' ile ıslah edilmeye çalışılır. Pavlov'un kanunlarından esinlenerek hazırlanan bu teknik ile topluma faydalı, uysal, işkence eden değil iskence göreni tercih edebilecek bir insan olur. Bir yanağına vurulduğunda diğerini çevirecek ideal insan tipi. İktidarın da hem bu sayede giderleri azalacaktır. Suçlar azalacak ama insanlar, kötülükten kendi tercihleri ile uzaklaşmayacaklardır. Yani bir tür "Otomatik Canlı" haline geleceklerdir. Toplum düzeldi, insanlar uysal. Her şey yolunda artık. Makineler işliyor. Çarkların yağları(×××) hemen her gün yenileniyor. İliklerimize dek akıyor. "Dikizleniyoruz" da. Alexvari dersek, "Eee ne olacak şimdi ha?"

ANTHONY BURGESS
OTOMATİK PORTAKAL
TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
168 SAYFA
   

Yaban Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Mart 12, 2019
Anadolu'da düz bir ova. Ova içinde Porsuk dolaylarında kerpiç evlerden küçük köy. Karanlığı yaran it ulumaları, köyün varlığını haber veriyorlar sanki. 
Milli Mücadele dönemi ve köylüler savaştan uzak, tek korkuları askere çağrılmak. Öyle ki savaş uçakları gökyüzünde dolandığında, "uçaklar sayesinde kargalardan iz kalmadı. Harman yerlerinde tahılı hep yirlerdi" diyen Türk köylüsü! Cahil bırakılmış, okuma yazması olmayan, bayağı insanlardır bunlar! Türk köylüsü, Anadolu insanı. Aydınları yüzünden karanlıkta kalmış kalabalık, kuru bir yığın. 32 yaşında sağ kolunu kaybetmiş emekli subay Ahmet Celal'e göre durum tam da budur.
Ahmet Celal, bir İstanbul efendisidir romanda. Celal Paşa'nın oğlu, okumuş entelektüel bir kişilik. Yakup Kadri, roman kahramanı Ahmet Celal üzerinden Türk entelektüellerinin köylüyü cahil bırakmasına eleştiri getiriyor. Şöyle seslenir: "Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki ne biçeceksin? Ona göre Yaban, bir vicdanın çıkardığı yürek parçalayıcı haykırıştır."
Mütareke döneminde işgal altında, Anadolu'da bir köyde geçen romanda Yakup Kadri yer yer eleştirinin dozunu arttırır. Özellikle Anadolu köylüsü hakkındaki yargıları, realizmin yanlış anlaşılmasını akla getiriyor. Ziya Bakırcıoğlu, Türk Romanı eserinde bu durumu şöyle açıklar, haklı bir tespitle: " Realizmi yalnızca kötülükleri ve çirkinlikleri tespit eden, güzellikleri görmezlikten gelen bir anlayış kabul etmek bizim özellikle köy romanlarımıza musallat olmuş bir hastalıktır." Onlar diye adlandırdığı köylü gibi düşünemeyen Ahmet Celal'in ruh dünyasını, çelişkilerini, gelgitlerini ve bazen yazarın araya girip sosyal meselelerini anlattığı bir hatıra defteri Yaban. Türüne roman denilse de bir romanın kusur sayılabilecek birçok özelliğine sahip. İhmal edilmemiş hatıra defteri. Ahmet Celal,in yığınlar içinde kendini anlattığı, arkadaşıdır Yaban kitabı. Öyle ya, "yalnızlık dinmeyen bir sızıdır" Hele ki "onlar" gibi düşünemeyem bir İstanbul entelektüeli için. Bu köhne Anadolu köyünde...
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
YABAN
İLETİŞİM YAYINLARI
214 SAYFA
MEHMET KEKLİKÇİ

4 Mart 2019 Pazartesi

Dördüncü Yıldız Raphael Honigstein

Mart 04, 2019
DÖRDÜNCÜ YILDIZ
Alman Futbolunun Kendini Yeniden Keşfi ve Dünyayı Fethi

2014 Dünya Kupası'nda Almanya bir kez daha Dünya Şampiyonu olurken, milli formalarına Dördüncü Yıldızı takmaya hak kazanıyorlardı. Ancak her şey, İngiliz golcü Gary Lineker'in dediği gibi basit değildi; 

"Futbol basit bir oyundur; 22 adam 90 dakika boyunca bir topun peşinde koşar ve sonunda her zaman Almanlar kazanır."




İthaki Yayınları'nın Futbol Kültürü dizisinden harika kitaplar çıkmaya devam ediyor ve ben okumaya yetişemiyorum. İşte onlardan biri, hatta benim en çok ilgimi çeken diyebilirim. Çünkü adına süper dedikleri Türkiye Birinci Futbol Ligi'nden umudumu kestiğimden beri en çok takip ettiğim futbol ligi, Alman Futbol Ligi olmuştur. Nedeni çok basit, orada oynayan Türk oyuncular ve tabi ki oynanan futbol. Takım tuttuğumu söyleyemem ama takip ettiğim takımlarım var; Borussia Dortmund, Bayer Leverkusen ve Borussia Mönchengladbach gibi.. Tabi ister istemez Bayern Münih'i de takip etmek zorundayım.

2000'li yıllarla birlikte ciddi bir krizle karşı karşıya kalan Almanlar'ın, 2014 yılında Dünya Şampiyonu olmaya kadar giden çalışmalarının öyküsünü anlatır bu kitap. İyi bir planlamayla bilim ve sporu birleştiren Almanlar, aslında bize de yapılması gereken çalışmaları örnekliyorlar. İyi planlama yapacak insanlarımız var, bilim insanlarımız var, iyi sporcularımız da var.. Peki sorun nedir?.. Biliç'in tespiti doğru olabilir; 

"Yetkililerin bilgisi yok, bilgililerin yetkisi yok."

Bu kitabı her futbolsever okumalı, ama en çok taraftarlar okumalı, bütün taraftarlar. Çünkü çoğu, futbolu bilgisayar oyunu sanıyorlar. En iyi transferlerle en iyi sonucun alınacağını sanıyorlar. Oyunda belki böyle oluyordur, ama gerçekte olmadığı yıllardır tekrar tekrar ıspatlanıyor adı süper olan ligimizde.

Bu kitabı okurken futbolseverlerin karşılaşacağı isimlerin bir çoğu günümüzde hala aktif futbol yaşamlarını sürdüren futbolcular ve belli görevleri sürdüren futbol insanları. 

Futbolseverler için kaçırılmaması gereken bir kaynak..




DÖRDÜNCÜ YILDIZ
Alman Futbolunun Kendini Yeniden Keşfi ve Dünyayı Fethi
Raphael Honigstein
Çeviren Bora İşyar
İthaki Yayınları
344 Sayfa
Puan
★★★★
Yorumlayan Bandırma Gezi

OKUYORUM

Okuyorum.org, kitaplar ve yazılı eserler hakkında çeşitli meslek gruplarından kişilerin görüşlerini paylaştıkları blogdur. Kitapların içerikleri hakkında bilgi alabilir, yorumları, aktuel konuları, yazarlarla söyleşileri okuyabilir, sizlerde yorumlarınızla aramıza katılabilirsiniz.




KİTAP FUAR TAKVİMİ 2017-2018

Anadolu'da düzenlenen kitap fuarları sayısı her geçen gün artıyor, vatandaşlar kitap fuarlarına yoğun ilgi gösteriyor.  Vatandaşların...

Kitap Blogu Arşivi İçin Tıklayınız